Gazi Osman Pâşâ ve Plevne Müdâfaası

                                           GAZİ OSMAN PAŞA VE PLEVNE
  
Çok uluslu bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu, Fransız İhtilâli'nin (1789-1799) sonucunda, ortaya çıkan akımlardan en çok etkilenen devletlerden biri olmuştur. Özellikle milliyetçilik akımı, çok uluslu devletleri parçalamak ve yıpratmak için adeta bir silah gibi kullanılmıştır. Barutu ve mermisi olmayan bu silah, Osmanlı Devleti gibi imparatorluk statüsünde olan devletler için, barutlu ve mermili silahlardan daha fazla hasar vermiştir. Maalesef ilk başlarda yeteri kadar önemsenmeyen bu akım ileride, bu topraklarda gözü olan dimağlar için istifade edilmeye hazır bir zaaf olarak karşılarına çıkmıştır. 
 
Düşmanlık ilişkimiz çok eskilere dayanan Rusya da tabi ki bu zaaftan istifade etmeye çalışmıştır. Rusya, Osmanlı Devleti'ni parçalamak ve hülyası olan sıcak denizlere inmek arzusunu gerçekleştirmek için 1856'daki Paris Antlaşması'ndan sonra, Panslavizm siyaseti ile Balkanlar’daki Slav ahali üzerinde faaliyetlerini arttırmıştır. Balkanlardaki Slav ulusuna gizliden gizliye silah yardımları yaparak, onları ayaklanma çıkartmaya teşvik ettirmiş en nihayetinde de, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nın (93 Harbi) fitili ateşlenmiştir.
  
2.Abdülhamid döneminde yaşanan bu savaş, ağır bir hezimetle sonuçlanmış müteakiben imzalanan Ayastefanos ve Berlin antlaşmaları ile de Balkan topraklarının çoğu kaybedilmiştir. Savaşın şartları daha 2.Abdülhamid tahta geçmeden önce sağlanmıştır, ufacık bir kıvılcımı gözeten Rusya da, bunu bahane ederek topyekûn savaşa girişmiştir.  

Bu korkunç savaşta öyle bir cephe vardı ki savaş sırasında alınan sonuçlarla milyonlarca Müslümana umut olmuş ve şevklendirmiştir. Tuna (Balkan) cephesinde en şiddetli ve en uzun süreli savaşlar yaşanmıştır. Rusların coğrafi ve stratejik olarak üstün olduğu Balkanlar'da ayrıca Rusya'nın doğal müttefiklerinin de nüfusun kahir ekseriyetini oluşturması nedeniyle bu bölgenin kolayca düşeceği beklenmiştir. 
 
Gazi Osman Pâşâ ve Plevne Müdâfaası  - tarihdar.com


Savaşın en şiddetli çarpışmalarının yaşandığı Plevne' de öyle bir komutan vardı ki, kendinden 3 misli fazla askeri ve teçhizatı bulunan düşmanı tarafından kuşatılmış, 4 ay 24 gün boyunca tüm teslimiyet isteklerine rağmen, cansiperane Plevne'yi müdafaa etmiştir. Bu kahraman kumandan Gazi Osman Paşa'dan başka kimse değildir: 

Gazi Osman Paşa'nın asıl adı Osman Nûri'dir. Babası İstanbul kereste gümrüğünde kâtip olan Mehmed Efendi, annesi Şâkire Hatun’dur. Tokat'ta doğan Osman Nûri henüz küçük yaşlarda iken ailesiyle İstanbul'a, babasının yanına taşınmıştır. Askerî Rüşdiyesi’ne, daha sonra 1844’te dayısının ders nâzırı bulunduğu askerî idâdîye yazılmıştır. 5 yıllık eğitimin ardından Mekteb-i Harbiyye’ye girmiş ve 1853 yılında mülâzım-ı sânî rütbesiyle okuldan mezun olmuştur. Daha eğitimini tamamlamadan Kırım Harbi'nin başlaması üzerine, Rumeli’deki orduya sevk edilmiş ve savaşta gösterdiği yararlılık ve kahramanlık dolayısıyla taltif edilmiştir. Kırım Harbi'nden sonra payitahta dönüp erkanıharp sınıfına devam etmiş, eğitimini tamamladıktan takriben 1 sene sonra da kolağası olmuştur. Vatanın asayişini sağlamak üzere çeşitli vilayetlerde görev almıştır ama adı geniş çapta ilk defa 1866'ta, Girit'te baş gösteren Rum isyanı sırasında duyulmuştur. İsyanı bastırmak için yollanan Osman Nûri Paşa, gösterdiği fedakârlık ve gayret sayesinden taltif edilmiştir. Bilhassa dönemin Serdarıekrem'inin takdirini kazanmış ve rütbesi miralaylığa yükseltilip ilaveten üçüncü dereceden Mecidiye nişanı verilmiştir. 1868’de gönderildiği Yemen’deki başarıları ile de mirlivâ olmuştur. Yemen'in havasına alışamadığı için hastalanıp, İstanbul'a dönmüştür. 1873 yılında Yenipazar Tümeni kumandanlığına getirilmiş ve kendisine feriklik rütbesi verilmiştir. 

Balkanlardaki kargaşayı önlemek ve asayişi sağlamak için Niş'e atanan Osman Paşa, Sırpların 1876'da Osmanlı Devleti'ne savaş açması üzerine savaşa katılmış ve Rus generalinin komuta ettiği Sırp ordusunu bozguna uğratmıştır. Bu zaferden sonra kendisine  ikinci rütbeden Mecidiye nişanı ile 1876’da müşirlik rütbesi verilmiştir. Asıl ününü 93 Harbi'nin cephelerinden olan Balkan Cephesi'nde kazanmıştır. 

Savaş başladığı esnada Osman Paşa, Sırp ve Rumenler’in muhtemel hareketlerine mani olmak için Vidin’de konuşlanmıştır. Rusların Tuna'yı geçmeleri üzerine, Osman Paşa yaklaşık 14 bin kişilik ordusuyla, Balkanlar'dan akan Ruslara karşı harekete geçmiştir. 19 Temmuz 1877’de Plevne’ye ulaşan Osman Paşa, ilk iş olarak tahkimâta girişmiş, hendek kazdırmış ve siperler inşa ettirmiştir. Emrindeki 14 bin neferi ile, hemen hemen bütün ahalisi Türk olan Plevne adlı bu küçük kasabada mevzilenmiştir. 
Bir gün sonra başlayan Rus taarruzunu, başarıyla savuşturmuştur. Kolayca geçeceğini düşünen 13 bin kişilik Rus tümeni, Plevne'de Osman Paşa'ya toslamıştır. Bu başarılı püskürtmenin ardından Ruslar işi ciddiye alıp 25 bin asker ve 140 civarı topla 2.kez taarruza geçmiştir. 30-31 Temmuz'da başlatılan bu taarruza karşı Türk tarafı 20 bin kişilik ordusuyla, Rus askerlerini kırmış ve geri çekilmeye zorlamıştır. Sabrı tükenmek üzere olan Ruslar, Plevne'ye 116 bin asker sevk etmiştir. 7-12 Eylül günleri esnasında yaşanan savaşta, Ruslar neredeyse 3 misli fazla olduğu halde Osmanlı ordusuna karşı yenilmiş ve 3.kez Plevne'yi geçmeye çalışan Rus ordusu düşmanını küçümsemenin bedelini ödemiş ve her ne kadar sonrasında işleri sıkı tutup, misli kuvvet yollamışsa da, Osman Paşa faktörünü hesap edememiştir. 
 
Üstün sevk ve idare becerisiyle Osman Paşa'nın, Plevne'deki mücadelesinin yankıları payitahta kadar ulaşmış ve 2.Abdulhamid tarafından kendisine gazilik unvanı verilmiştir. Başarılı müdafaasıyla alınan sonuçlar, savaştaki ordulara umut olmuş cephelerdeki gayreti arttırmıştır. 
 
Plevne'yi ve Gazi Osman Paşa'yı cephe savaşıyla geçemeyeceğini anlayan Ruslar, taktik değiştirerek umutları kırmak ve yıpratmak amacıyla muhasara altına almışlardır. Rus ordularını canından bezdiren meşhur Plevne Müdâfi Gazi Osman Paşa'yı yerinde görmek için Çar II. Aleksander de cepheye gelmiştir.  

Kendisinden 3 misli fazla kuvvet karşısında kapana kısılmış bulunan, Gazi Osman Paşa ve neferlerinin durumu iyice müşkül hale gelmiştir. İkmal yollarının kesilmesi sebebiyle, erzak tedariki sağlayamayan Gazi Osman Paşa, mevcut erzakla dayanabildiği kadar dayanmaya çalışmıştır. 24-29 Ekim'de muhasara tamamlanmış ve 31 Ekim' de Osman Paşa'ya telgraf çekilerek teslim olmasını istemişlerdi. Alınan ret cevabı sonrası topyekûn taarruza girişen Rus kuvvetleri bir sonuç alamadan eski yerlerine geri dönmüşlerdir. Gerek erzak kıtlığı gerek hastalıklar dolayısıyla ordunun morali düşmüş ve firarlar meydana gelmeye başlamıştır. Tam bu sırada Gazi Osman Paşa, yapılan müzakerelerden sonra huruç hareketine karar vermiştir. 

                                                       

10 Aralık 1877'te başlatılan huruç harekatı ilk safhalarda muvaffak olmuş, öncü Rus mevzileri ele geçirilmiş fakat sonrasında huruç hareketini tamamlamak için ihtiyata bırakılmış olan 20.000 kişilik kuvvetin zamanında muharebeye katılamaması neticesinde zayıf düşmüş ve bir süre sonra başarısızlığa uğrayarak Plevne'ye çekilmeye başlamıştır. Oldukça şiddetli bir çatışma sırasında geri çekilmekte olan Osman Paşa, atının vurulmasıyla yere düşüp, bacağından yaralanmıştır. Yaralı bir şekilde esir düşen Osman Paşa'yı gören neferlerin moralleri alt üst olmuş ve teslim olmalar başlamıştır.  Plevne’nin düşmesi Rus kuvvetlerine İstanbul yolunu açmış, savaşın seyrinde Rusları bir süre durdurmak dışında herhangi bir fayda sağlamamıştır. Ancak Gazi Osman Paşa ve neferlerinin sergilemiş olduğu mücadele, savaşan askerleri şevklendirmiş ve direniş ruhunu perçinlemiştir.  

Ruslar akabinde 35 bin Türk askerini esir almış ve Tuna'nın kuzeyine geçirmek için nakletmiştir. Bu sırada baş gösteren açlık, soğukluk ve salgın hastalıktan dolayı 10 bin kadar Türk askeri şehit olmuştur. Tuna'nın kuzeyine geçirilen askerlerden de ancak 12 bin kadarı, barış antlaşmasının imzalanmasından sonra vatan topraklarına dönebilmiştir. 
 
Rus saflarında da kahraman olarak karşılanan Gazi Osman Paşa, Rus Başkomutan Nikola tarafından tebrik edilip, Harkov'da ikamet etmesi sağlanmıştır. Gazi Osman Paşa'ya esaret yıllarında oldukça iyi davranılmış hatta Rus çarı tarafından kendisine kahramanlığını takdir amacıyla çifte kartal nişanı verilmiştir. Bilahare Ayastefanos Antlaşması'nın imzalanmasından sonra esaretten kurtulup vatan topraklarına dönebilmiştir.  

                                                   

İçinde Osman Paşa’nın da bulunduğu heyetin İstanbul’a gelişi (12-13 Mart 1878) muhteşem bir törenle kutlanmıştır. 

 Osman Paşa 14 Mart 1878’de Hassa Ordusu müşirliğine getirilmiştir. 5 Kasım 1878’de de Hassa müşirliği uhdesinde kalmak üzere Mâbeyin müşiri olmuş ve ölünceye kadar bu görevde kalmıştır; hatta ölümünden sonra dahi yerine başka bir tayin yapılmamıştır. Bir süre sonra siyasete de atılan Osman Paşa, İstanbul’da bulunan Müslüman unsurlar arasında sağlam bir yer edinerek dinî grupların birleşmesini sağlamıştır. Yapılacak olan ıslahatların Avrupa tesirinden uzak ve öz değerlere bağlı olması gerektiğini savunarak aksi fikirdeki ıslahat komisyonu kararlarına muhalefet etmiştir.  

 4-5 Nisan 1900 Cuma gecesi vefat etmiş ve Fâtih Sultan Mehmed Türbesi yanına gömülmüştür.
 
Gazi Osman Paşa iyi derecede Arapça, Farsça ve Fransızca biliyordu. Ferik Neşet Paşa’nın kız kardeşi Zâtıgül Hanım’la yaptığı evlilikten Nûreddin, Kemâleddin, Cemâleddin ve Hüseyin Abdülkadir adlı dört çocuğu olmuştur. II. Abdülhamid kendisini çok takdir ettiği için iki kızını Osman Paşa’nın iki oğluyla evlendirmiştir. 


- KEMAL CAN GÜNDOĞDU


Kaynaklar

HÜLAGÜ, M. Metin, "Gazi Osman Paşa", TDV İslam Araştırmaları Merkezi, 1996.
AYDIN, Mahir, "Doksanüç Harbi",  TDV İslam Araştırmaları Merkezi, 1994.
ÖREN, Ali Fuat, Yakınçağ Tarihine Giriş (1789-1918), Akademi Titiz Yayınları, 2012 İstanbul.



4 Yorumlar

  1. Çok başarılı bir anlatım

    YanıtlayınSil
  2. Tebrik ederim. Hem tarihçilerin hem de tarihseverlerin anlayabilip - kullanabileceği bir makale olmuş.

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Daha yeni Daha eski