Timur'un Yolu - Mert YILMAZ / Hikaye Serisi:1

I. Yıldızların Bahtı
‘’Kader yolunda kanatlanan zaman,
Ne kadar uzağa uçabilecek ?’


Meşgul olduğu işleri bitirip atına bindi ve kuzeye doğru yöneldi. Sıcak bir Urgenç günü sona doğru ilerleyerek yerini geceye bırakmak üzereydi. Kuzeyde her zaman dinlenmek için gittiği kendi cennetine yol aldı. Şehrin hareketliliği azalıyordu. Birbirinden güzel meyvelerin olduğu bağları hemen sağ tarafında bırakarak yolu üzerindeki bir korudan geçti ve şehirden biraz olsun uzaklaştı. Sıcak bir günde akşam serini imdadına yetişmişti. Şehre hakim olan ancak çok yükseltisi olmayan eğimli bir arazideki tek ağacın gölgesine sığındı ve sevdiği şehri seyre daldı. Esen rüzgar ona huzur veriyordu. Manzara karşısında düşler içerisinde gezintiye çıktı…Aniden bir sarsıntı hissetti. Anlam veremedi ilk başta..Gözünü açtığında kendini bir saman yığınının üzerinde uzanırken buldu. Tepesinde dikilen adamı seçemiyordu. Karşısındaki kişi yavaş yavaş beliriyordu. En sadık adamı Tugan, onu tatlı rüyasından uyandırmıştı. Bakışlarından fena şeylerin olduğunu anladı. Tugan, Toluhan’a gelen haberleri anlattı ve hemen hazırlanarak yola koyuldular.

Kısa bir süre için Urgenç’ten kuzeye Altın Orda Hanlığı’nın başkenti Saray’a giden ticaret kervanına eşlik ediyorlardı. Harezm Hakimi Süleyman Şah Sufi’nin emriyle Çin’den gelen kervanı Altın Orda sınırına kadar emniyetli bir şekilde ulaştırıp Urgenç’e döneceklerdi. Görevlerini yerine getirmişlerdi. Dönüş yolunda istirahat ettikleri köyün meydanında Çağatay topraklarının kuzeyinden göçen bir adam üstünü başını yırtarcasına meydana gelen olayları anlatıyordu. Aklı çıkmış bu garip adamın anlattıklarına göre, Altın Orda Hanı Toktamış Maveraünnehr’e inip Sığnan’ı, Buhara’yı, Tirmiz’i yağma etmiş, Harezm Hakimi Süleyman Sufi de isyan ederek Toktamış’a destek vermiş. Timur’un ise o vakit Semerkand’dan uzaklarda olduğunu ama mutlaka geleceğini söyledikten sonra tasını tarağını ailesini toparlayıp yola koyulduğunu anlatarak soluklandı. Derin derin nefes alıyordu. Dehşet içerisindeydi garip adam. Günlerce durmadan yol kat etmesine rağmen yaklaşmakta olana dair korkusu hala tazeydi. Başka ailelerin de göçeceğini söyleyerek kuzeye doğru yoluna devam etti. İşte gelen kara haber buydu. Tugan onu uyandırarak kendisine gelen bu haberi anlatmıştı. Çağatay Ulusunun Emiri Timur, Urgenç üzerine yürümüştü. Toluhan bu habere oldukça sinirlendi. Harezm Hakiminin emriyle kuzeye gitmişlerdi. Bu saldırı da neyin nesiydi şimdi ? İşin içinden çıkamıyor, kafasında kurdukça kuruyordu. Timur’un ününü bilmeyen yoktu. Gözünü diktiği yere yapabileceklerinin sınırı da..



Toluhan’ın aklına birkaç yıl önceki hadiseler geldi. 1379 yılında Timur, Otrar bölgesinde Urus Han’ın ordusuna karşı mücadele içerisindeyken dönemin Harezm Hakimi Yusuf Sufi fırsattan istifade edip Buhara ve çevresini yağmalamıştı. Ak Orda Hanı Urus Han’ın Timur’u alt edeceği hayaline kapılan Yusuf Sufi, Timur’un gönderdiği elçileri de hapse attırmıştı. Timur’un geleneklerde elçilere kötü muamele olmadığı hatırlatmalarına da aldırmayan Yusuf Sufi, Timur’a karşı açıkça düşmanlık gösteriyordu. Urus Han’ın o sıralarda vefatı, Sahibkıran’ı rahatlatmıştı. Artık Harezm üzerine sefer vakti gelip çatmıştı. Bunun üzerine Harezm Hakimi Yusuf Sufi Timur’a haber göndererek iki kişi arasındaki düşmanlık nedeniyle diğer insanların acı çekmemesi gerektiğini belirtip Emir Timur’u mübareze yapmaya davet etmişti[1]. Davete icabet eden Timur hazırlıklarını yaparak tüm emirlerinin itirazlarına rağmen Urgenç kalesinin önüne tek başına gelmişti. Bir okçu hücumuyla çok rahat ölecek durumdaydı. Ancak, kendisini düelloya davet eden Harezm Hakimi Yusuf Sufi ortalarda yoktu. Askerleri önünde küçük düşen Harezm Hakimi Yusuf Sufi, korkusundan sarayının arkada odalarına kapanmıştı. Düşman okçu saflarına nefret dolu bakışlarla bakan Timur yüksek bir sesle ‘’Her kim ki sözünden döner, ölümü hak eder.’’ diye bağırarak kendi ordugahına döndü[2]. Bu hadise birkaç yıl öncesinde yaşanmıştı. Tüm bunlara o dönemde tanıklık eden Toluhan, düşündükçe garip bir ruh haline bürünüyordu. Aklına her şeyden çok sevdiği ailesi ve evi Urgenç geliyordu. Yoksa az önce gördüğü rüyada biricik Urgenç’i seyre dalışı, Urgenç’i son kez görüşü müydü? Gözlerinden akan tek bir damla, rüzgarın etkisiyle anında yok oldu. Adamlarına daha da hızlanmalarını emrederek birliğin en önüne geçti.

Urgenç’e takriben 3 günlük mesafeleri kalmıştı. Güzergahta ilerlerken ilginç bir şey dikkatini çekti. Geçtikleri yollar genelde hareketli olurdu. Ne yollarda, ne köylerde bir canlılık vardı. İyimser bir düşünceye kapıldı. Acaba Timur Urgenç’e bir zarar vermedi mi ? Öyle ya, bir istila başlatmış olsaydı kuzeye doğru kaçışan Urgençlilere rastlamaları olağandı. Ancak sanki dünyada hızla güneye ilerleyen bu 12 kişiden başka kimse kalmamıştı. İnsanı mahveden şey bu belirsizlikti. Gece vakti bir köy yerleşimine girdiler ve uygun bir yerde emniyeti alarak nöbetleşe istirahat ettiler. Şafak vaktiyle birlikte yolculuklarına devam edeceklerdi.

Şafak vakti olduğunda nöbetçiler onu uyandırdılar. Birliğini hazırlayarak yola koyuldu. Hayatının en zorlu yolculuğunu yapıyordu. Çocukluğu, ilk gençliği bu yollarda geçmişti. Ancak içini kaplayan belirsizlik müthiş bir keder hissiyatı veriyordu. Diyar diyar geçiyorlardı. Kimseye rastlamıyorlardı. Neler oluyordu öyle ?

Günler süren zorlu yolculuktan sonra Urgenç uzakta belirdi. Buğulu bir belirsizlik içerisinde seçmeye çalışıyordu şehri.. Ümitvar bir şekilde açıp kapıyordu gözlerini.. Sanki gözlerini tekrar açtığında aklını kemiren soruların boş bir kuruntu olduğunu görecekti..İşte gölgesindeki dinlendiği ağaç oradaydı. İşte şehrin canlı meydanı, meyve bağları..onu görünce koşarak bacaklarına sarmalanan çocukları…
Şehre yaklaştıkça vaziyet, içinden daha da çıkılmaz bir hal almaya başladı. Rüyasında dinlendiği ağacın altına geldi ve birliğiyle birlikte buradan şehri izledi. Ancak anlam veremiyordu. Başka bir yere mi gelmişlerdi ? Kirpikleri kıpırdıyor, gözleri açılıp kapanıyordu. Bir saniye içerisinde birden ihtiyarlamıştı. Gözleri iyi görmüyordu. Yoksa gözleri iyi bir şey mi göremiyordu ? Gözlerine inanamıyordu..Soru dolu bakışlarla etrafındaki askerlerin yüzüne teker teker bakıyordu. Bir Urgenç’e, bir de etrafındakilere.. Gözleri kararıyordu…Kendisini toparlayarak dönüp her zaman gölgesinde dinlendiği ağaca baktı.. Ağaç aynı ağaçtı..Peki ya Urgenç ?


[1] Ahat Andican, Emir Timur-Tarih, Siyaset, Miras, Selenge Yayınları s.163 İstanbul 2019.
[2] Justin Marozzi, Timurlenk — İslamın Kılıcı, Cihan Fatihi, Yapı Kredi Yayınları, trc. Hülya Kocaoluk s. 99 Londra 2005

Yorum yazın

Daha yeni Daha eski