Antik Mısır'da Kadın

Giriş


Antik dünyanın en büyük medeniyetlerinden birisi olan Mısır dini, sosyal ve ekonomik durumlarının her birinde kendine has bir tutum içerisindedir. Temel konumuz olan kadından bahsetmeden önce diğer konulara değinmek gerekmektedir. Antik Mısır’da din politeisttir yani birden fazla tanrı ve tanrıçayı içermektedir. İnanışa göre Firavun sıfatlı yönetici, tanrılardan birisi konumundadır ve tanrı statüsü ile tapınılmaktadır. Bütün halk tanrı-kralın (Firavun) hizmetkarıdır ve onun söylediği her şey tanrı kelamı olarak yasaların üzerinde bulunmaktadır. Firavunların kanı kutsal kabul edilmiş ayrıca altından olduğuna inanılmıştır. Hanedan kanı kutsal olduğu için dışarıdan her hangi bir evlilik yasaklanmıştır. İstisna olmaya en yakın durum siyasi çıkarlar doğrultusunda Hitit prensi Zannanza’nın Mısır prensesi ile evliliğinin hanedanlar tarafından onaylanmış olmasıdır. Fakat prens Zannanza yolda halk tarafından öldürülmüş bu yüzden evlilik gerçekleşmemiştir. Bu kutsal kabul edilme neticesinde evliliklerin tamamı hanedan içerisinden yapılmıştır. Bu durum modern zamanda “Ensest” olarak kabul ettiğimiz ilişkileri de içerisinde barındırmaktadır. Bu “Ensest” ilişkilere verilecek en temel örnek firavun Tutankhamun’dur (M.Ö 1332-1324). Tutankhamun’un iskelet yapısı incelendiğinde bazı kemik hastalıkları ve fiziksel özürler bulunmuştur. Bu buluntular ve incelemeler neticesinde firavunun anne ve babasının kardeş olduğu tespit edilmiştir. Firavunlar öldükleri zaman aşmaları gereken bir dizi görev vardır. Bir kayık üzerinde Nil nehrinden başlayan bu görevlerin sonunda firavun tanrılık katına bir kez daha ulaşarak sonsuz yaşama ve güneşin tanrısı olan Ra’ya ulaşır. Bu sürecin tamamlanıp tamamlanmadığı ise ertesi gün güneşin doğup doğmamasıyla anlaşılır. 


Antik Mısır'da Kadın - tarihdar.com


Antik Mısır’da ekonomik hayat döneminde yaşamış birçok devletinkinden farklı durumdadır. Altın ve gümüş arasında gümüş daha değerli bir konumdadır. Bunun sebebi Mısır’da altın rezervi bolluğuna karşın az miktarda gümüş çıkmasıdır. Altının maddi değeri az olmasına karşın firavunların kanı olarak kutsallaşmış bir mevkide olduğu için büyük bir manevi değeri vardır. Devletler arası ticari ilişkilerde kullanılmış olmasına rağmen Mısır içerisinde daha çok tapınaklarda ve firavunların saraylarında kullanılmıştır. Mısır devleti nerdeyse her devirde zengin kalmış fakat halkın çoğunluğu fakir kişilerden oluşmuştur. Antik Mısır’da gelir kaynakları yalnızca ruhban sınıfına verilmiştir. Halk arasından ise yalnızca bir şeyler üretip satanlar para kazanmıştır. Seferler sonrasında elde edilen ganimetler ve dışarıdan gelen insanlar halkın para kazanmasında en büyük etkiyi yaratmaktadır. Her hangi bir yapı inşasında yahut bir görevde çalışan kişiler maaşlarını altın ya da gümüş üzerinde değil arpa ve bira üzerinde almışlardır. Antik Mısır halkı günlük yaşamının çoğunu bir şeyler üretip satarak ve ölümden sonraki hayat için çalışarak geçirmiştir. Halk arasında büyük maddi farklar olmadığı için sınıfsal ayrımlar çok fazla bulunmamaktadır. Firavun ve ailesi, ruhban sınıfı ve halk olarak çok kesin çizgilerle ayrıldığı için tarihi boyunca bu duruma isyan edilmemiştir. Bazı durumlarda işçiler tarafından isyanlar çıkarılmış fakat bunlar sınıfsal çatışmalardan çok uzak olup yalnızca günlük gıdaların verilmemesi üzerinde çıkmıştır.


 Kadın’ın Sosyal Yaşamı


Antik Mısır’da sosyal hayat içerisinde büyük sınıfsal çatışmalar olmadığından bahsetmiştik bununla birlikte kadın ve erkek kişiler arasında da herhangi bir sınıfsal ayrım yoktur diyebiliriz. Antik Mısır'da kadınların sosyal statü farkı bulunmadığı için yazılan kaynakların birçoğunda onlardan çok bahsedilmez, tıpkı yerel halktan çok sık bahsedilmediği gibi. Elimizdeki belge ve yazılardan açığa çıkana bakarken dahi antik Mısır kadınını diğer toplumların o dönemdeki kadın algısı ile mukayese ediyoruz çünkü Mısır'da böyle bir ayrım söz konusu değil. Antik Mısır'da cinsiyete dayalı değil siyasi mevkiye dayalı bir ayrım söz konusudur. Kadınlar da en az erkekler kadar ekonomik hayatın içerisinde bulunmuşlar ve ticarete katılmışlardır. Kadınların “st” (hanım), “hemme” (bayan), “mıre” (sevgili), hamse (evinde eşiyle oturan değerli hanım), “nıbıt-bır” (evden sorumlu) ve “sınne” (abla)’ gibi isimlerinin olması verilen değerin bir göstergesidir. Bu sıfatlara bakarak kadınların evin büyük bölümünden sorumlu olduklarını ve onlara saygı duyulduğu çıkarımı yapılabilir. Antik Mısır’da evlilikler maddi gelir ve birikime göre yapılmıştır. 


Halkın büyük çoğunluğunun gelir seviyesi yakın durumlarda olduğu için genellikle tek eşlilik vardır fakat gelir düzeyi yüksek erkeklerin birden fazla eş edinmesi de olağan bir durumdur. Özellikle hanedan mensupları ve toplumun "zengin" olarak kabul edilen kesiminde çok eşlilik yaygın bir şekilde görülmektedir. Mısırlı kadınlar, aynı dönemde yaşayan Mezopotamya ve daha sonraki Yunan ve Roma uygarlıklarının –hatta yakın döneme kadar birçok uygarlığın- kadınlarından evlilik konusunda daha geniş haklara sahiptirler. Çünkü Mısırlı kadınlar, toplumsal ve medeni konularda eşitliğe yakın olup, boşanma ve miras haklarına da sahip idi.  Bu haklar evlilik sırasında yapılan bir sözleşme ile garanti altına alınıyordu. Eşini boşamak isteyen erkek evlilik sözleşmesi gereği kadının çeyizini geri almasına müsaade etmek zorundaydı. Ayrıca evlilik hayatları boyunca biriktirdikleri servetin üçte birini kadına vermek gibi bir zorunluluk vardır. Eğer adam keyfi bir şekilde eşinden boşanmak isterse evlilik akdinde geçen para miktarını ve çocukların büyüyünceye kadar masraflarını ödemek zorundadır. Bu evlilik anlaşması antik devletlerin ve milletlerin birçoğunda bulunmamaktadır ve Mısır medeniyeti, ailenin oluşumunu kurallara bağlayan, evlilik esaslarını belirleyerek bu konuda kadına haklar tanıyan ve bu hakları yazılı kanunlar haline getiren dünyadaki ilk medeniyettir. Evlilik anlaşması ve karısına karşı sorumlu durumda bulunan erkeğe baktığımız zaman dönem şartlarından çok farklı bir yapıyla karşı karşıya kalıyoruz. Kadınların mahkemelerde kendini savunma hakları bulunduğunu ve bir eşyadan ziyade bir insan konumunda olduğunu görüyoruz. Antik devirlerden post modern devre kadar birçok devlet ve millette kadının durumu satılabilecek ve üzerinden kar edilecek bir madde konumundadır. Bu durum ancak post modern devir içerisinde değişmeye başlamıştır.


Bütün bu değişim sisteminde kadının konumu eşyadan insana doğru değirken antik Mısır’daki kadın nasıl hem kendi devrine hem de kendisinden sonraki birçok devre göre daha iyi konumdadır? Antik Mısır’ın inanç sistemi sadece erkeklere özgü değildir. Kadınlar da din işlerinde çeşitli görevlerde bulunmuşlardır. Eski Krallık Dönemi’nde (M.Ö. 2778-2413) ve Orta Krallığın (M.Ö. 2065-1585) başlarında bazı seçkin kadınlar Tanrıça Hathor’un rahibeleri olmaya başlayarak ruhban sınıfı içerisine de girmişlerdir. Dini yapıda etkin olmaya başlamasıyla kadına kutsallıklar atfedilmeye başlanmıştır. Mısır dini inanç sisteminin temeli olan Tanrı Maet’in kanunlarına göre kadınlara karşı saygılı olmak gerekmekte, kadına yapılan haksızlıklar tanrıya yapılmış gibi kabul edilmiştir. Kadınların bu düzeyde bulunmasından dolayı mahkeme tutanaklarından kadınların kendilerini savunma, mahkemeye başvurabilme gibi hakları olduğunu görüyoruz. Örneğin Brooklyn Müzesinde bulunan muhtemelen Teb kökenli papirüste kızına dava açan bir anneden bahsedilmiştir. Sosyal hayat içerisinde olan bu durumlar siyasi hayatta kendilerini belli etmiştir. Antik devirlerin birçoğunda kadın bir hükümdarın bulunması için yeni bir kral ile evlenmesi şartı vardır. Antik Mısır içinse tahta kadın firavunların geçmesi olağan bir durumdur. Mısır kraliçeleri eşlerine Mısır’ın idaresi için yardım etmekteydiler. Kralın pasif kaldığı zamanlarda kraliçeler yönetimi ellerine almışlardır. Firavunların tanrılarla bağdaştırıldığı gibi -özellikle Horus- kraliçeler de tanrıçalarla bağdaştırılmıştır -özellikle Hathor-. Firavun karşısında herkesin aşağı bir seviyede bulunmasına rağmen ilk monoteist dinin yaratıcısı olan Akhenaton (4. Amenhotep) döneminde (M.Ö 1352-1334) kraliçenin konumu zirvesine ulaşmıştır. Akhenaton’un eşlerinden olan kraliçe Nefertiti yapılan tasvirlerde firavun ile aynı boyutlarda ve karşı karşıya çizilmiştir.


Kadın Firavunlar


Yukarıda bahsettiğimiz gibi yönetici sınıfı içerisinde kadınlar daima bulunmuşlardır. Kadınların yönetime geçmesi ve firavun ilan edilmesi birçok kez söz konusu olmuştur. Ayrıca etimolojik açıdan bakarsak “Firavun” kelimesi “Kral, Prens” kelimelerinin aksine eril bir anlam taşımamaktadır. Elbette ki kadın firavunlar ilk dönemlerde kendilerini kanıtlamak için kadınsı özelliklerini kapatmaya çalışmışlar ve firavun olan kişilerle akrabalıklarını vurgulamışlardır fakat bu durum antik Mısır hanedanları değiştikçe azalmıştır. Nitekim son Mısır firavunu diyebileceğimiz kişi VII. Kleopatra’dır.

 tarihdar.com - antik mısırda kadın

Sobekneferu (?)


12. Hanedanın son firavunlarından olan III. Amenemhet’in hükümdarlığı 50 seneye yakın sürmüştür. Bu uzun hükümdarlık sonrasında III. Amenemhet yerine geçecek bir varis bulamadı ve tahtı yaşlı bir hanedan üyesi olan IV. Amenemhet’le paylaştı. IV. Amenemhet 10 yıl gibi bir süre tahtta kalmıştır. IV. Amenemhet’in tahtta kaldığı süre çok başarılı bir süre değildir ve herhangi bir başarıya imza atılmamıştır zira kendisi çok etkin olamayan bir firavun olarak tarihe geçmiştir. IV. Amenemhet ölümüne yakın bir zamanda varis olmaması dolayısıyla tahtı kardeşi (karısı ?) Sobekneferu’ya bırakmak mecburiyetinde kalmıştır. Bu sayede Sobekneferu M.Ö 1806 yılında Mısır’ın ilk kadın firavunu olarak tahta geçmiştir. Sobekneferu hükümdarlığı 4 yıl gibi kısa bir sürede ve ardından büyük karışıklıklar çıkararak sonlanmıştır bu yüzden kimi kaynaklarda 12. Hanedanın son firavunu kimi kaynaklarda 13. Hanedanın ilk firavunu olarak görülmektedir. Hükümdarlığı süresince akrabalık bağlarını vurgulamış fakat kadınsı özelliklerini gizlememiştir. Kadınsı özelliklerinin gizlemediğini dönemi içerisinde yaptırdığı heykellerinden görmekteyiz.


Hatşepsut (?)


18. Hanedanın firavunları arasında olan I. Tuthmosis’in ölümü ile Hatşepsut üvey kardeşi II. Tuthmosis ile evlendi fakat onun da ölümü ile tahtın diğer varisi III. Tuthmosis tahta geçmiştir. Hatşepsut III. Tuthmosis’in naipliği görevi ile idareyi eline almıştır. M.Ö 1473 yılında babası I. Tuthmosis’in gerçek varisinin kendisi olduğunu ilan ederek tahtı ele geçirmiştir. III. Tuthmosis ise tahtı paylaşmayı kabul ederek arka planda kalmıştır. Bir darbe ile başa gelen Hatşepsut 20 yıl boyunca ülkeyi yönetmiştir. Hükümdarlık süreci boyunca heykellerinde kadınsı özelliklerini gizlemiş ve önemli bazı törenlerde takma sakal takmıştır. Bunlara karşı kraliyet temasında kadınsı özelliklerini yansıtmıştır. Örneğin “Dişi Horus”, “Mükemmel Tanrıça”, “Ra’nın Kızı” unvanlarını almıştır ve bazı eski firavunlara dişi unvanlar vermiştir. Maddi kültür ve sanat Hatşepsut devrinde zarifliğin zirvesine ulaşmış ve Amarna devrine kadar devam etmiştir. Hatşepsut devri şiirler ve ilahilerin bestelendiği bir devir olarak anılmıştır.


Antik Mısır'da Kadın


Sonuç


Mısır’da antik dünyada yaşamış olan devlet milletlerin çoğunun aksine bir tutum bulunmaktadır. Ekonomik ve sosyal açılardan diğer medeniyetlerden farklı olmasının en büyük sebebi Mısır inanç sisteminin farklılığı ve halkın bu sisteme bağlılığıdır. İnanç yapısının iki bin yıllık köklü bir geçmişten gelmesi herhangi bir değişim kabul etmez hale gelmesini sağlamıştır. Bunun en büyük örneği firavun Akhenaton’un ölümünün ardından kurmuş olduğu şehrin yıkılması ve adının bütün kayıtlardan silinmiş olmasıdır. Dini yapı içerisinde kadının ayrı bir durumu olması ve inanç sisteminde önemli bir yeri olması neticesinde kadına yer yer kutsallıklar atfedilmiştir. Halkın tamamının ayrılmaksızın firavunun hizmetkarı konumunda olması da kadınları alt sınıf görme düşüncesinin önüne geçmiştir. Hanedan kanının önemi sayesinde iktidara gelen kadın firavunlar olmuş ve bunun neticesinde kadınlara karşı kötü bir tutum sergilenememiştir. Bütün bu sosyal ve siyasi sebepler sonucunda Mısır, antik medeniyetler arasından kadına en fazla hak veren medeniyet konumundadır.


Kaynakça

" Kuhrt, A.(2010), “Eskiçağ’da Yakındoğu Yaklaşık M.Ö 3000-330 (Cilt 1)”, 2. Baskı, İstanbul: Türkiye İş bankası Kültür Yayınları

Kuhrt, A.(2010), “Eskiçağ’da Yakındoğu Yaklaşık M.Ö 3000-330 (Cilt 2)”, 2. Baskı, İstanbul: Türkiye İş bankası Kültür Yayınları

Freeman, C.(2003), “ Mısır, Yunan ve Roma Antik Akdeniz Uygarlıkları”, Ankara: Dost Kitabevi

Hornung, E.(2004), “Ana Hatlarıyla Mısır Tarihi”, İstanbul: Kabalcı Yayınevi

Özer, Y.Z.(1987), “Mısır Tarihi”, 2. Baskı, Ankara: TTK Yayınları

Bauer, S.W.(2018), “Antik Dünya Tarihi – İlk Kayıtlardan Roma’nın Dağılmasına Kadar”, 3. Baskı, İstanbul: Alfa Yayınları

De Mieroop, E.V.(2019), “Eski Mısır Tarihi”, İstanbul: Homer Kitabevi

Eco, U.(2019), “Antik Yakındoğu”, 2. Baskı, İstanbul: Alfa Yayınları

Wilkinson, T.(2019), “Eski Mısır M.Ö 3000’den Kleopatra’ya Bir Uygarlığın Tarihi”, 3. Baskı, İstanbul: Say Yayınları

Babila, M.H.A.(2016), “Eski Mısır’da Kadın”, KTÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:13, Sayı: 1, Sayfa: 130-144 "

Yorum yazın

Daha yeni Daha eski