Rodos Şövalyeleri

KILIÇ VE SADAKATİN GÜCÜ: RODOS ŞÖVALYELERİ


Vakanüvislerin yazmakta imtina ettiği, uzun pelerinli, pelerinlerinin üzerine kırmızı üzerine beyaz haç amblemli korku imparatorluğunun kurucu unsurları Rodos Şövalyeleri.


Örgütlenme şeması olarak bulunduğu tarihin en köklü yapılanmalarına sahip olan Şövalyeler, korkusuzluğu ve yeminli olmalarıyla tarihin tozlu sayfalarında yerlerini korumaya devam ediyorlar. 
Hospitalye Şövalyeleri ya da Aziz Yuhanna Şövalyeleri tarikatı olarak da adlandırılan Şövalyeler, 1070 yılları arasında kurulmuş bir tarikattır. Rodos Şövalyeleri çok sonralarıysa Malta Şövalyeleri olarak anılmıştır. İlk Başefendisi 1100 tarihinde seçilmiş olan Peter Gerardtır. Katolik bir yardım derneği olarak günümüze kadar ulaşmış olan bu tarikat tarihin bazı dönemlerinde bağımsız bir devlet olarak güçlü bir ordu ve şaşırtıcı derecede etkili bir donanmaya sahip olduğu biliniyor.

 
Tarihte Osmanlıya karşı en etkili direnişi gösteren birlikler arasında gösterilen Rodos Şövalyeleri, aldıkları askeri eğitim ve kişisel becerileriyle hem askeri hem siyasi alanda başarılarıyla tarihte büyük rol oynamayı başardılar. 


Rodos Şövalyeleri


Donanma olarak güçlenen ve Akdeniz’deki Türk ticaret gemilerine ve Osmanlı donanmasına zarar veren Rodos Şövalyeleri, Osmanlı için Kanuni Sultan Süleyman’ın tabiriyle “devletin göğsünde bir hançer”di. Rodos’un daha önce kuşatılması düşünülmüştü fakat Yavuz Sultan Selim’in ölümünden sonra bu görev yerine geçen oğlu Kanuni Sultan Süleyman’a nasip olmuştur. 


Rodos Adası, 1522’de altı aylık kuşatmadan sonra Osmanlı tarafından ele geçirildi ve şövalyeler adadan kovuldular. 1 Ocak 1523’de adayı terk eden şövalyeler Akdeniz’de başıboş dolaşmaya başladılar. Başıboş gezen şövalyelere Avusturya, İspanya  ve Sicilya’yı yöneten İmparator V. Charles 1530 yılında Akdeniz’in ortasında Malta adasını verdi. Türkler 1565 yılında bu sefer Malta’ya hücum ettiler. Fakat bu sefer başarılı olamadılar. Kanunu’nin zaferinden sonra Malta’ya yerleşen Şövalyeler artık Malta Şövalyeleri olarak anıldılar.


ŞÖVALYELİĞİN TEMELİ VE GEÇMİŞİ:


Rodos Şövalyelerinin tarihteki rollerini tam olarak anlamak için Şövalyeliğin temel geçmişini bilmemiz gerekiyor. Şövalyeliğin ana unsurlarını bilmek şartıyla dönemin coğrafi, ekonomik, siyasi şartlarını daha iyi değerlendirme imkanına kavuşuruz. 


Şövalyeliğin temeline ait kısa bilgiler verecek olursak;


Kabile hayatı yaşayan ve avcılık tek beslenme kaynağı olan ilkel insanın hayatında kuşkusuz en önemli amaç ava erişme ve onu elde etme yetisiydi. Bunu en iyi başaran insan, fiziksel gücü ortalamaya oranla yüksek, avlanma taktiği geliştirme bakımından en üstün ve gerektiğinde avıyla yüz yüze dövüşmekte en fazla cesaret gösterendi. Bu özellikler onu kabilesinin en önemli adamı haline getiriyor ve saygı uyandırıyordu. Soyut kavramlar olan ve gelişen insan aklının ürünü olan onur, dürüstlük, kutsal bir amaç uğruna kendini feda etme gibi kavramlar ortada yok iken fiziksel şartlar göz önüne alındığında ilkel insanın hayatta kalması zordu ve sadece bunu sağlamak en önemli amaçtı. Dilin sözlü edebiyat geleneği bağlamında kullanılmadığı tarih öncesi çağlarda da büyük olasılıkla insanın zihninde oluşan ve şekillenen bir kahraman kavramı mevcuttu.Fakat bu kavramın ilk olarak düzenli, daha doğrusu sistematik olarak kurallarının, ritüellerinin oluşturulduğu çağ Ortaçağdır ve akademisyenlerin olduğu kadar dönemle ilgili sadece yüzeysel bilgiye sahip olanların chivalry kavramı ve Ortaçağ’ı aynı anda düşünmelerinin sebebi bu sistemleştirme sürecinin sözü geçen zamanda gerçekleşmesidir.  İşte tam bu çağda ortaya çıkan sistematik döngünün kazanını sadece güçlü olanlardı. Doğal seçilim aşamasında sadece güçlü olanların hayatta kaldığı ve diğer insanların da güçlü olanların yanında yer aldığı bir sistem ortaya Şövalyeliği çıkarttı. 


Şövalyelik tarihte birçok fikirsel değişime uğradı. Güç yerine politik zekaya, politik zeka yerini saha hakimiyetine, saha hakimiyeti yerini devletleşmeye bıraktı. 


Ancak Şövalyeler, her ne kadar güçlü ve sistemli yapılar kurmaya çalışsalarda siyasi alanda etkinlik gösteremedikleri için devletleşme ritüelleri de hayal olarak kaldı (kısa dönemli devletler hariç olmak kaydıyla). 


Gelişen dünya yapısı, savaşların meydanlarda kazanılmasından ziyade siyasi ayak oyunları ve stratejik hamlelerin daha etkin olduğu, gücün etkisini yavaş yavaş yitirdiği, gücün yerini siyasi ve politik başarılara bırakmasıyla değişen dünya düzenini ayak uyduramamanın bedeli tarih olmaktır. 


RODOS SÖVALYELERİ

RODOS ŞÖVALYELERİ ÜZERİNE İNCELEMELER: 


Tarih her zaman tekerrür etmeye müsait bir yapıya sahiptir. Rodos Şövalyeleri diğer isimleri ile Malta Şövalyeleri 3 kıtaya hükmeden Osmanlı’nın dikkatini dağıtmaya ve 6 aylık bir kuşatmaya mecbur bırakmış bir şövalye birliğidir. Şövalyelerin teknik ve eğitim kapasiteleri incelendiğinde, tarihe ışık tutacak nitelikte bilgilerle karşılaşıyoruz. 


Şövalye olmanın ana kurallarından olan “Evlenmeme, Toprak sahibi olamama” gibi hususlar yapılan işin ne kadar ciddi olarak ele alındığının bir göstergesidir. 


Yeminli Şövalyeler olarak da adlandırılan Rodos Şövalyeleri, fikir sisteminin tarihteki en büyük tasavvurlarından biridir. İdeolojik yapılanmaların o dönem tarihi incelendiğinde şövalyeliğin temel unsurlarından biri olması, inanılan ideoloji uğruna savaşmanın ve ölmenin onurlu ve yüce bir ölüm sebebi olmasının o dönemdeki sosyo politik yapı hakkında bize bilgiler vermektedir.


Osmanlılar ile Rodos Şövalyelerinin çekişmelerine dair ayrıntılı birkaç bilgi verecek olursak,  
Osmanlılar 1517 ‘ye kadar değil bir deniz jandarma gücü, sahil kıyılarının çoğunu bile koruyacak bir deniz gücü ile kuvvetine sahip olmadığı, Osmanlının bu kendi açığını fark edip tedbir alması I. Selim zamanından itibaren düzenli donanma oluşturma girişimleriyle başlamıştır. Rodosdaki şövalyelerin, Venedik deniz jandarma gücüyle çarpışmaları, papalığın oluşturduğu kutsal-haçlı ittifakına katılma girişimleri ve en son dönemde Türk korsanlarıyla giriştikleri mücadeleler deniz alanında tarihde eşine az rastlanır bir mücadeleyi gözler önüne sermiştir. Deniz alanında kazanılan zaferlerin korunması, kıta sahanlığı anlaşmalarının yapılması, başlı başına bir politik zekanın zaferi olarak algılanıyordu. Zira, o dönemlerde yapılan anlaşmaların bağlayıcılığının çok zayıf olması, her zaman güçlü olarak kalmanın bir gereğidir. 


Sosyal olarak çökmüş bir yapıya sahip olan, derebeylik ve imparatorluk kıvrımı içerisinde kıvranan halkın, fikirle ve savaşla nasıl söz sahibi olabileceğinin göstergesidir. 
Zorlu coğrafı şartların hüküm sürdüğü, denizde ve karada aynı anda söz sahibi olmanın giderek zorlaştığı bir coğrafyada şövalyelerin tarihe adını yazdıracak nitelikte işler başarmasının ayrı bir araştırma konusu yapılması gerekiyor. 


Son olarak, tarihin güç ve politika dengeleri içerisinde sahada kazanılan zaferin, masada da aynı oranda kazanılması gerektiği,  masada kazanılan zaferin süreklilik arz etmek kaydıyla devamlılığının sağlanmasının zorunluluğu, bu ve bunun gibi şartları göz önüne aldığımızda, tarihi tek düze bir bakış açısıyla inceleyemeyeceğimiz, savaşları tek bakış açısıyla yorumlayamayacağımız sonucuna ulaşırız. Tarihte bir savaş varsa, bunun muhakkak bir nedeni vardır. Nedenin bağlandığı bir sebep vardır. Sebebin getirdiği bir coğrafi şartlar ve bu şartlar üzerinden egemenlik kurma kaygısı vardır. Tarihi değerlendirmek için iyi okumak, iyi sentezlemek ve muhakkak iki kaynaktan okuyup özdoyuma ulaşmak gerekir. 


- HANZALA YILDIZ


YARARLANILAN KAYNAKLAR: 

1- Martin Sean (2009). Hakan Tanıttıran (Ed.). Tüm Gizemleriyle Tapınak Şövalyeleri 
2- Rodos Şövalyeleri ve Osmanlılar - Nicolas Vatin 

Yorum yazın

Daha yeni Daha eski